Çocuktum, ilk önce anlamadan sevdim O'nu... O benim için fotoğraflardaki vatanı kurtaran kahramandı.
Silah arkadaşı dedem Mehmet Halif Bey, Tobruk'ta Libya'nın
bağımsızlığı için nasıl savaştığını, yaralı Libyalı askerlerin üzerine
şefkatle eğildiğini ve kaputunu onlarından üzerine örttüğünü anlatırdı.
Büyük
Atatürk'ün,"Uçurum kenarında yıkık bir ülke,türlü düşmanlarla kanlı
boğuşmalar,yıllarca süren savaş ondan sonra içeride ve dışarıda
saygı ile tanınan yeni vatan,yeni sosyete,yeni devlet ve bunları
başarmak için arasız devrimler" ifadesiyle özetlediği Türkiye,
Wikileaks belgelerinde de tefrika edildiği üzere -şimdilerde,Allah ile
kulun arasında çömmüş din bezirgânı ve ABD'nin -üstelik,bölgesine
de model ettiği bir kukla zihniyetin erbabları yönetiminde bulunuyor.
NATO
bilindik adıyla “ Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü” dür. NATO 4 Nisan
1949 yılında on iki ülkenin katılımıyla gerçekleşmiştir. Türkiye de
NATO’ya 18 Şubat 1952’de katılmıştır. NATO’nun kurulma amacı Sovyetler
Birliği’nden yani Komünizm ‘den gelecek saldırıya karşı emperyalist
ülkelerin oluşturduğu bir yapılanmadır.
Sevgili okuyucularım, önce size birkaç gün içinde piyasaya verilmesi
beklenen bir kitaptan söz edeyim. İstanbul ve Ankara’da dün kitapçılara
verilmiş olabilir. Bu kitabın iki yazarı var.
Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu.
Her ikisi de aylardan beri Silivri hapishanesinde, Oda tv davası sanığı olarak tutuklu.
Kitabın adı “Sızıntı. Wikileaks’te Ünlü Türkler.” (Kırmızı Kedi Yayınevi.)
İki gazeteci arkadaşımız zor bir işi üstlenmişler, ABD’nin bütün
sırlarını açıklayan Wikileaks belgelerini tarayıp Türkiye ile ilgili
bazı bölümlerini yayınlamışlar.
Osmanlı devletinin enkazı üzerinde yeni Cumhuriyet Türkiye’sine karşı
çıkan ve ümmet anlayışından ulus bilincine ulaşmayı amaçlayan Anadolu
insanını geriye çekecek her kes gibi o da unutulacaktı elbet.
19 Ekim 1922 günü Ankara’ya gelmiş, 11 gün sonra Edirne milletvekili
olarak Büyük Millet Meclisi sıralarında yerini almıştı. İki yıl sonra, 9
Kasım 1924 günü Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan ayrılarak, 17 Kasım günü
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kuruncaya kadar Meclisin
tartışmalarla geçen gizli celselerinin hiç birinde bir tek sözcükle
olsun konuşma yapmamıştır. Büyük Millet Meclisinin kürsüye çıkmayan tek
mebusu oydu ve kendisini unutturmak için özel çaba harcamış gibiydi.
Prof. Dr. Ata ATUN, Antalya’daki Kıbrıs’ta Bağımsızlık Günü
kutlamalarında konuşmasına devam ederek, Güney Kıbrıs açıklarında
Rumların Amerikan Şirketine yaptırmakta olduğu petrol aramalarına
değindi.
Burada bulunan veya bulunacak petrol’ün taraflarca 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti anlaşmalarına göre bir oranla bölüşülmesi gerektiğini
söyledi. Nedeni ise; Henüz Türklerle Rumlar arasındaki uyuşmazlığın bir
anlaşma ile neticeye bağlanmadığını yani; Kıbrıs Adasındaki evde oturan
çiftlerin henüz mahkeme kararı ile ayrılmadığını hatırlatarak, Kıbrıs
varidatının henüz mesela %30/70 bölüşümünün yapılmadığını kaydetti. Bu
bakımdan;
Paraya sıkışınca eski defterleri kurcalamak gelenektir. Yazının eski
defteri ise çocukluğudur. Günün kökleri, yarının sürgünleri hep o
zamanlarda, çocukluktadır. Dedik ve girdik yazıya…
İşte çocukluk katlarındayız zamanın…
İstanbul… Oruçgazi İlkokulu…
Bize hafta sonları filmler gösterilirdi. Muhsin Ertuğrul’un Bir Millet Uyanıyor… Charlie Chaplin’in sessiz sinema örnekleri…
Sevgili okuyucularım, adına İstanbul denilen ve içerisinde yaklaşık 14
milyon insanı barındıran kent, aslında dünyanın en büyük köyü. Bu köye
kar yağacağı zaman, meteoroloji günler öncesinden haber verir, “Rezalete
hazırlanın” diye uyarır.
Sonra kar yağar…Yerde bilemediniz üç santimlik bir kar vardır ama
hayat altüst olur. Büyük kitleler yollarda, araçlarda perişan olur. Kar
yağınca hayat durmuştur!
Olanları sizler de ya bizzat yaşayıp görür, ya da medyadan izlersiniz.
Hemen hemen her ay bir
cumhuriyet şehidimizi anıyoruz. 24 Ocak`ta Uğur Mumcu`yu andık ve "Seni hiç
unutmadık, ve hiç unutmayacağız" diyerek sayfayı kapadık! Sıra geldi 31
Ocak`a.Bundan 22 yıl önce 31
Ocak`ta Prof. Dr. Muammer Aksoy şehit edilmişti.
Ekranlarda, gazete sayfalarında
sırıtan tipler var. Mutlu mu mutlular. Gurur, kibir yüzlerinde. Haram
yemenin haksızlık yapmanın iğrenç slueti sinmiş yüzlere. Pişkince
arsızca.
Türkiye tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen ayrışmayı. yaşıyor.
Küllenmiş sorunları deşiyorlar. Toplumu bin yıldır ayakta tutan bütün
ortak değerler paramparça ediliyor.
“Devletsiz kalmak her şeyiyle aciz kalmak demek, başkasına köle olmak demektir.” Rauf R. DENKTAŞ Kıbrıs
uyuşmazlığı konusunda, Sayın Denktaş ekolünden olan ve bu konuda
kendini son derece otorite olarak yetiştirmiş Sayın Prof. Dr. Ata Atun,
Antalya’daki Kıbrıs Türk’ünün Bağımsızlık günü kutlamalarına katılarak,
buradaki “KIBRIS SEVDALILARI’NI” aydınlattılar. Kıbrıs‘ta süregelen
barış görüşmelerinin süregelen tarihçesi hakkında fevkalade bilinçli,
şaşkınlığımızı tetikleyen bir akademisyen olarak bilgiler verdiler.
Şöyle ki;
YESIL ALANLARIMIZIN KIYMETINI, NE ZAMAN ALGILAYACAGIZ ???
Değerli
arkadaşlar,
Yeşil çevrenin korunması konusunda Dünyanın yaptığı hataları bizde
yapmaya başladık.
Örneğin, ABD’de Yeşil alan kıyımı yıllardır devam ediyor ve her yer
gökdelenlerle doldu. İnsanlar doğası gereği yeşil alanları özlüyor. İşte bu
isteklere uygun olacak şekilde şimdi gökdelenlerin çatılarına yeşil alanlar
kuruluyor. Amaç, insanların hem doğa özlemlerini gidermek ve hem de bina satımı
için bir tercih nedeni oluşturmak.
Sevgili okuyucularım, insan bazı belgeler eline geldiğinde şaşırıyor,
hayretlere düşüyor. Geçen gün araştırırken elime bir belge daha takıldı.
Hani şu benim Serdar Turgut kardeşim var ya, işte onunla ilgili.
Benim kardeşime geçen gün bir yazımda değinmiştim. Geçmişte Akşam
gazetesinin başında idi, genel yayın yönetmeni olarak görev yapıyordu.
Şimdi yandaş Habertürk gazetesinde köşe yazıyor.
Milli
Eğitim Bakanı Ömer Dinçer uluslararası eğitim politikalarının
amili Dünya Bankası'nın sosyo-ekonomik eşitsizliği yüksek Türkiye'de
sınav odaklı eğitim sisteminin,eğitime erişimi kısıtladığı ve yaşam
alanında bunalıma neden olduğunu gösterir raporunu "ibretlik tesbitler
var"hayretiyle karşılıyor.
Başbakan Erdoğan'ın AKP Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında,"Muhafazakâr demokrat birnesilyetiştirmeye çalışıyoruz" ifadesi ise hayret uyandırıyor!
Emin Oktay'ın kahramanlık hikayeleri ile dolu, anlı, şanlı Osmanlı tarihini ve Kurtuluş Savaşı'nın Yunanlılara karşı kazanıldığını okuyarak doldurduk bilgi dağarcığımızı. Düşmanı denize dökerek noktaladık devlet oluşumuzun tarihini.
İngiliz ve Fransız'ın kışkırttığı bölücü isyanlar bir-iki satırla geçiştirildi bu tarihte... Hepsi "gerici" hareketlerdi.
Sevgili okuyucularım, bugün size Türkiye’de yaşanmış, ancak aradan geçen
uzun süre nedeniyle unutulan çok acı bir olayın perde arkasını, yıllar
sonra bir kez daha aralamaya çalışacağım. Bu olayda terör, siyaset, aile
kavgası, her şey var!
Şimdi 14 ağustos 1995 gününe dönelim ve bu ibret verici olaylar dizisini sırasıyla izleyelim.
Tv’lerde sırıtan belli tip siyasetçi, belli tip gazeteci, belli tip akademisyen konuşuyor, konuşturuluyor. Ekranlar ve gazete köşeleri ve sayfaları bazı ucubelerle dolu.
Gerçekdışı
kırıntı bilgilerle; her gün kin kusuyorlar, söyledikleri çelişkili ama
bağlı oldukları merkezlerin sözcülüğünü yapıyorlar.
Artık bardak taşmıştır!.. İrtica ve ihanet gemi azıya almıştır!... Devletin ve Cumhuriyetin değerlerinden birisi, bir sevr artığının ağzında tahrifata ve tahribata uğramaktadır... Cesaret ise korkunun kanatları altına sinmiştir...
Mustafa Kemal`in şu iki sözünü tekrar hatırlayalım:
1."Bizi yanlış yola sevk eden habisler
bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep
şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir..."
2."Efendiler, ve ey millet, iyi biliniz
ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.En
doğru ve en gerçek tarikat medeniyet tarikatıdır."
Birinci sözünü 1923 ve ikinci sözünü de 1925 yılında söylemiş Mustafa
Kemal.
Bakan Faruk Çelik
Ceylanpınar'da Başbakan Erdoğan'ın performansıyla bütün dünyanın
takdirini kazandığını vurguluyor ve ardından,"Başbakan sağlığını
kaybetti bu işler için. Yani hastanelere düştü bu işler için"diyor.O
saniyede salonda bir kopuş yaşanıyor ve kadın-erkek onlarca kişi
hıçkırıklara boğuluyor!
Türk Milleti’ne ait ne varsa, ipi kopmuş uçurtmalar misali göklerin sonsuzluğunda kaybolmakta. Çakalların avladığı aslan can çekişiyor…Herkes dilsiz,her yer yas,her şey kara…Dinin siyasete, Allah’a ibadetin kula tapınmaya döndüğü bir yerdeyim.Türk düşmanlarının, zaaflarıyla besledikleri ileri demokratlar, sözüm ona Müslümanlar, akıl ve vicdanla alay eden ihanetin içinde…Efendisinin emriyle kavalı üfleyen çobanın peşindeki sürü…
Sevgili okuyucularım, geçmiş yıllarda biz gazeteciler açısından değişik bir olay vardı. Bir hata yaptığımız takdirde, ilgili kişi veya kurumdan mutlaka açıklama gelirdi.
Bir soru sorduğumuzda, mutlaka demiyorum ama çoğu zaman ilgililer yanıt verirdi. Bunların döneminde her şey gibi bu gelenek de altüst edildi.
Tahmin ediyorum, bunlar kamuoyu duyarsızlaşsın diye çok üst düzeyde bir karar aldılar:
Türkiye dış ve iç düşmanlar tarafından bilerek veya bilmeyerek tarumar edilmektedir. Elbette pes edecek değiliz. Çalışmalarımıza ısrarla ve inatla devam edeceğiz.
Ve yaşama gözlerini yumarken Sayın Denktaş’ın son sözlerini hatırlayacağız.
“Söyleyin onlara burası bağımsız bir cumhuriyettir,”